Sabahlamak, Beyinde Kalıcı Hasara mı Yol Açıyor?

Sabahlamanın kaçınılmaz olduğu anlar vardır. Sabaha hazırlanan bir ödev, acilde yatan bir aile azasına refakat etme veyahut yoğun bir iş dönemi sabahlamak için geçerli sebepler olabilir. Ancak bunun vücudunuzda yarattığı zararların farkında olmalısınız. Norveçli nörobilimciler (sinirbilim) gece süresince uyumamanın sıhhat üzerindekipotansiyel yansımalarına yakından baktılar. Çalışmanın nihayetinde, sabahlayanlar için hiç de hoş olmayan belirtilere rastlandı.

Çalışma için 21 sağlıklı erkeğe bir dizi Yayınımsal MRI testiyle (DTI) tensör görüntülemesi yaptılar. Bu sistem vücuttaki su difüzyonunu ve dolayısıyla sinir sisteminin sağlığını gösteriyor. Gönüllüler 23 saat boyunca uyanık kaldılar. Kontrol şartlarını sağlamaları için, çalışma sırasında, kendilerine içki, kafein ve nikotin tüketmeleri için müsaade edilmedi. DTI taramasından önce ise rastgele bir şey yiyemiyorlardı.

Rapor, beyindeki beyaz maddenin içinde, uykusuz geçen bir geceden sonra önemli sayılabilecek farklıklara rastlandığını söylüyor. Bulgular, uyku yoksunluğunun yaygın fraksiyonel anizotropi ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Diğer bir söylemle, uykusuzluk beyindeki irtibat ağlarını bozuyor. Zati, siz de uykusuz kaldığınız bir geceden sonra düşüncelerinizi toplamakta zorluk çektiğinizi fark ettiyseniz, bunu birinci elden test ettiniz demektir. Beyinde bahsi geçen farklıkların, korpus kallozum, beyin sapı, talamus, frontotemporal ve parieto-oksipital bölgede gerçekleştiği gözlendi.

Net olmayan konu ise bu zararın ne kadar kalıcı olduğu. Mesela; uykusuz geçen gecenin hemen peşinden gelecek gecede çekilen uzun bir uyku verilen bu zararı onarabilir mi? Ayrı olarak bir diğer sual da, diğer etkenlerin sinirsel dokunun tamirinde ne kadar tesirli olduğu.

Raporun başyazarı Torbjørn Elvsåshagen, “Benim hipotezim uykusuz bir gecenin beyaz madde üzerindekidüşünülen tesirlerinin kısa dönemli olduğu ve bir veyahut daha fazla geceden sonra bunun normale döneceği istikametinde,” diye konuştu. “Ancak, kronik uykusuzluğun beynin yapısında uzun müddetli farklıklara sebep olabileceği de kuvvetli bir hipotez,” diye ilave etti.

Çalışmanın şaşırtıcı neticelerinden birisi de, katılımcılardan ikisinin diğerleriyle aynı beyin özelliklerini göstermemesi oldu. Bu belki de bazılarımızın uykusuzluğa karşı daha iyi savunduğu fikrini akıllara getirdi. Bir devam çalışması, daha fazla beyin ve sinir testi yaparak ek taramalar gerçekleştirebilir ve daha kısa vakit aralıklarıyla çalışabilir. Böylelikle sorulan diğer sorulara daha detaylı yanıtlar verilebilir.

Şimdiye kadar bir hayli çalışma aynı soruya yöneldi: Uykusuzluk beynimize müdahale ettiği kadar genlerimize de müdahale ediyor mu? Bu yüzden de bunun oldukça mühim bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Bu sene başında, İsveç’ten kimi araştırmacılar vücutlarımızdaki biyolojik saati bir gecede herhangi bir ilaç almadan değiştirmenin yolunu buldular. Başka bir deyişle ömrümüzün yarısını geçirdiğimiz uykuyla alakalı çalışılacak daha pek çok konu, ortaya çıkması beklenen pek çok sır var.

 

Kaynak: Bilimfili