Türkiye’de Ekonomik Kriz Kapıda!

Memleketimizin içerisinde bulunduğu hem sosyal hem ekonomik bunalım, sermaye gruplarının artan tedirginlikleri, her kalemde artış gösteren borçlar ve ödeme kabiliyetlerindeki ciddi düşüş… Her birinin işaret ettiği nokta, sade bir kapitalizm denklemi çerçevesinde dahi “kriz”e işaret ediyor!

Türkiye ekonomisi son 15 yılın en ciddi buhranlarından birini yaşıyor. Sermaye egemen ekonomik sistemin alışılagelmiş kriz mantığının içerisinde yer almayan bu süreç, ne 1994 ne de 2001 krizine benziyor. Ekonomik verilerin yanında, memleketin tamamında yerleşik bir hal alan tedirginlik, şüphecilik ve korku, yaşanması muhtemel krizi olgunlaştırıyor.

TÜİK’in geçtiğimiz hafta yayınladığı işsizlik rakamları durumun vehametinin en açıklayıcılarından oldu. Türkiye’de işsizlik, resmi rakamlarla %11.3’e ulaşmış durumda. Resmi işsizlik hesaplamalarında denkleme dahil edilmeyen kıstaslar da hesaba katıldığında, bu rakam yüzde 20’lere varıyor. Türkiye’de her 5 kişiden birinin işsiz olduğu gerçeği artık açık bir şekilde tüm verilerle önümüzde duruyor. Aynı aynı resmi rakamlar; 3.5 milyon insanın çalışmak istediğini fakat iş bulamadığını; 2.5 milyon insanın ise tamamen umutsuz kadrosundan yer ayırtıp iş dahi aramadığını gösteriyor. Türkiye bu veriyle birlikte, resmi olarak son 6 yılın en kötü işsizlik rakamlarına ulaştığını da ilan ediyor!

Borç rakamlarına gelince… Güncel dış borç 493 milyar lira düzeyinde… Bu borcun büyük yüzdesi özel sektöre ait. Son dönemde ülkemizdeki çalkantılı konjonktürün döviz kuru üzerindeki etkisinin, daha özel olarak doların rekor artışlarının, yerel para birimi ile tarif edilen dış borç rakamını da yukarı eğimli etkilediği hesaba katıldığında, güncel rakam yaklaşık olarak 600 milyar lirayı buluyor. Cari açık, Eylül 2016’daki aylık rakam ile son 12 ay bazlı yıllıklandırılmış olarak 32.4 milyon doları buldu.

Ödeme kabiliyetinde ekonomiyi yöneten büyük sermaye gruplarından hane halkına kadar gözlemlenen ciddi düşüş ise en net göstergelerden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Ticari faaliyetler kapsamında, senet ödemelerinde geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 15’e varan bir düşüş gözlemleniyor. Aynı kategorizasyona dahil edilecek olan büyük sermaye grupları da ödeme performanslarına ciddi sıkıntılara haizler. Bunun en büyük örneklerinden bir tanesini ise; Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından olan Türk Telekom’un sahibi Dubai merkezli Oger Telecom’un son 3 ayı kapsayan kredi dönüşlerinde yaşadığı sıkıntılarda gözlemleyebiliyoruz.

Hane halkı açısından ise durum daha da kritik ölçekte. 4 kişilik bir ailenin hayatlarını idame ettirecek tüm kalemleri karşılayabilecek reel gelirden uzak yaşamaları yeni bir hadise değil. Asgari ücret rakamının reel denklemin çok gerisinde olması, çalışan nüfusun maaş zam oranlarının her daim enflasyon rakamlarından aşağıda seyretmesi, eğitim ve sağlık gibi iki temel hizmetin gitgide daha fazla özel sektör himayesinde yüksek rakamlar ile karşılanabiliyor olması gibi problemler, hane halkını bankalar ve kredi sistemi içerisinde daha fazla yer buldurur oldu. Kullandırılan kredilerin ödeme performanslarındaki sıkıntının ise yüzdesel olarak yukarıya doğru seyretmesi, sorunlu kredi olarak tarif edilecek borçlanmanın artışına tekabül ediyor. Sorunlu kredilerdeki artış ve ödeme kabiliyetindeki düşüş, bankalar karlılık oranlarını en etkileyen kalemlerden biri olarak; kapitalizmde ekonominin can damarı olan finans sistemini yöneten aktörlerin de sıkıntı içerisinde olduğunu gösteriyor.

Tüm bunların dışında; ekonomiyi sosyo-politik konjonktürden bağımsız ele alamayacağımız aşikar. Memlekette seyreden politik kaosun sosyalliğe ve iş dünyasına etkisi olağan. Üst düzey bürokratlardan, politikacılara kadar gözlemlenebilen şüpheci ve tedirgin yaklaşım, haliyle, en ufak sermayeden en büyüğüne kadar iş dünyasına da yansıyor. İş dünyası aktörlerinin ticari ilişki yürüttüğü diğer aktörlere, politik tariflerle yenilenen, “terör” kıstasına dahil mi değil mi endişesi, iş ilişkilerini sekteye uğratıyor. Güven olgusunun ticari hayatta yer ettiği önemin altı çizildiğinde, ekonominin kötü gidişatının en büyük etkenlerinden birisinin bu olduğu sonucu kolaylıkla çıkıyor.

Büyüme rakamlarına gelince… Ancak yüzde 5 büyümeyle ekonomik durumu stabil tutabilecek bir kapasiteye sahip ülkemiz, daha aşağısında seyreden bu rakamlar ile de krizi estiriyor. Ayrıca, yüzde 5 büyümenin, kredi hacminde yaklaşık yüzde 15 büyümeye denk düştüğü de not edildiğinde, ödeme performansındaki düşüklük, kredi hacminin artışı ve ödemeler arasındaki ters orantıyı da derinleştirecektir.

Tüm verili koşullar açık bir krize işaret ediyor. Dünya üzerindeki sermaye egemen sistemin parçası büyük çoğunlukta bulunan ülkelerin de yaklaşık konjonktürlere sahip olduğunu düşündüğümüzde; politik ve ekonomik kabiliyeti yüksek bir ülkenin dahi bu krizi aşmakta kullanabileceği hamleler ise merak konusu olmayı sürdürüyor.